Bir zamanlar çok eski zamanlarda, Uzak Ülke’nin güzel bir krallığı varmış. Bu krallığın kralı ve kraliçesi, adil, bilge ve sevgi dolu insanlarmış. Herkes onları çok severmiş ve krallıklarında huzur içinde yaşarlarmış. Kral ile kraliçenin tek bir dileği vardı, o da bir çocukları olmasıydı.
Bir gün, uzun bir bekleyişin ardından kral ile kraliçenin sevincine sevinen bir prens doğmuş. Saray halkı büyük bir coşkuyla prensi karşılamış ve ona küçük prens denilmiş. Küçük prens büyüdükçe her geçen gün daha da sevimli ve akıllı bir çocuk olmuş.
Küçük prensin en sevdiği şeylerden biri de masalları dinlemekmiş. Her gece yatmadan önce annesi kraliçe ya da babası kral ona masal anlatır, küçük prens de büyük bir dikkatle dinlermiş. Bir gece, küçük prens annesine sormuş:
“Anne, neden masal dinlemek bu kadar önemli?”
Kraliçe gülümseyerek cevap vermiş: “Masallar bize hayal gücünü geliştirir, iyilikle kötülüğü ayırt etmemizi sağlar ve bize değerli hayat dersleri öğretir.”
Küçük prens bu cevaptan çok memnun olmuş ve her gece yeni bir masal dinlemek için sabırsızlanmaya başlamış. Kral ile kraliçe de onun bu merakını gördükleri için her gece farklı bir masal anlatmaya karar vermişler.
Bir gece, sarayın bahçesinde yürürken küçük prens gökyüzündeki parlayan yıldızları görmüş. Merakla annesine sormuş: “Anne, bu yıldızlar ne kadar parlak? Onların hikayelerini bana anlatır mısın?”
Kraliçe gülümseyerek başlamış anlatmaya: “Yıldızlar binbir ışıkla parlarlar ve hepimizin üzerinden bize bakarlar. Bir zamanlar yeryüzünde insanlar kötülük yapmaya başladıklarında, tanrılardan bazısı bunu görerek insanlara yardım etmek istemişler.”
Ve böylece başlamış kraliçe yıldızların hikayesini anlatmaya… Yeryüzündeki insanların iyilik yapmadığını gören tanrılardan bazısı toplanarak parlak ışıklardan oluşan yedi yıldız grubunu göndermişler. Bu yedi yıldız grubu her gece gökyüzünde parlayarak insanlara umut veriyor, iyilik yapmalarını teşvik ediyorlarmış.
Küçük prens merakla annesinin hikayeyi bitirmesini beklemiş ve sonra sormuş: “Anne, ben de iyi biriysem ben de parlak bir yıldız olabilir miyim?”
Kraliçe sevgiyle gülümsemiş ve küçük prense şöyle demiş: “Evet evladım, sen de içindeki iyiliği yayarak dünyayı aydınlatan parlak bir yıldız olabilirsin.”
Bu sözler üzerine küçük prens mutluca uyumuş ve o geceden sonra her zaman iyilik yapmaya çalışmış. Arkadaşıyla paylaştığı oyuncaklarına daha özen göstermiş, bahçedeki kuşlara su vermeye başlamış; çevresindekilere yardım etmekten asla kaçınmamış.
Zaman geçtikte krallıkta barış içinde yaşayan insanların sayısı artmış; çünkü küçük prensin yaydığı iyilik dolu enerji tüm krallığa yayılmıştır.
Ve işte masalın sonunda aldığımız ders şudur sevgili okuyucular: İyilik yapmak aslında çok kolaydır. Sadece içimizdeki güzel duygularla hareket ederek etrafımızdaki insanlara nasıl yardım edebileceğimizi düşünmek bile bizi parlak bir yıldız haline getirebilir.
Unutmayalım ki; her iyilik yapmak istediğimizde içimizdeki ısının yanmasına izin verelim ki tüm dünya ısınabilsin…