BAŞLIK:
Yedi Cüceler ve Altın Madeni
Bir zamanlar, uzak bir ülkede yedi cüce kardeş birlikte yaşarlardı. Bu yedi cüce; Minik, Boncuk, Tıkır, Pıtır, Tonton, Şirin ve Küçük adındaydılar. Hepsi birbirinden sevimli ve neşeliydi. Ormanın derinliklerinde küçük bir kulübede yaşarlar ve gündüzleri madenlerde altın ararlardı.
Bir gün Minik cüce ormanda dolaşırken büyük bir taşın arkasında parlayan altın rengi şeylere rastladı. Hemen diğer kardeşlerini çağırdı ve hepsi birlikte taşın ardındaki gizemli mağaraya doğru ilerlediler. Mağaranın içinde muhteşem bir manzara ile karşılaştılar: her yer altından yapılmış eşyalarla doluydu!
Kardeşler bu mucizevi yerde altından kadehler, altın tabaklar ve değerli taşlar buldular. Sevinçleri doruktaydı ancak Minik cüce endişelenmişti. “Bu altınların sahibi kim olabilir?” diye sordu endişeyle. Diğerleri ise onu dinlemeden altından eşyalara dalıp gittiler.
Günler geçtikçe kardeşler altının cazibesine kapılıp mağarada daha çok vakit geçirmeye başladılar. Ancak Minik cüce içindeki endişeyi atamadı. Bir gece rüyasında yaşlı bir orman perisini gördü. Peri ona, “Altınların cazibesine kapılma Minik cüce” dedi, “Gerçek hazineler doğanın kendisinde saklıdır.”
Minik cüce uyanır uyanmaz kardeşlerini topladı ve onlara periyle olan rüyasını anlattı. Hep birlikte ormana doğru yola çıktılar ve periye ulaştıklarında ona gerçek hazinelerin doğada olduğunu öğrendiler: sevgi dolu kalpler, dostluk bağları ve paylaşılan mutluluk.
Kardeşler artık altından eşyalara olan düşkünlüklerini geride bıraktılar ve doğanın güzelliklerinin farkına vardılar. Birlikte oyun oynayarak, şarkı söyleyerek ve güzel anılara sahip olarak mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdürdüler.
Ve işte o gün bugündür Yedi Cüceler hep beraber sevgi dolu kalplerle yaşadıkları için mutlu mesut yaşadıkları masal diyarı insanlara hala ders vermektedir: Gerçek hazineler para ya da maddi varlıklarda değil sevdiklerimizle paylaşılan anılarda saklıdır.