Uzak diyarlarda, bembeyaz karlarla kaplı bir ormanda küçük, sevimli bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcığın adı Pofuduk’muş. Pofuduk, yumuşacık kahverengi tüyleri ve meraklı gözleriyle kışı çok severmiş.
Bir sabah uyandığında orman tamamen karla kaplanmıştı. Ağaç dalları pamuk gibi beyaz, gökyüzü ise açık maviymiş. Pofuduk burnunu dışarı uzatmış ve ilk kar tanesi minik burnunun ucuna konmuş.
“Merhaba!” demiş Pofuduk şaşkınlıkla.
Kar tanesi parıldayarak cevap vermiş:
“Merhaba Pofuduk! Ben bir kar tanesiyim. Gökyüzünden uzun bir yolculuk yaptım.”
Pofuduk gözlerini kocaman açmış.
“Uzun bir yolculuk mu? Yorulmadın mı?”
Kar tanesi gülümsemiş:
“Biz kar taneleri yorulmayız. Ama yere indiğimizde eririz. O yüzden her anımızı mutlu geçiririz.”
Pofuduk düşünmüş. O hep kışın bitmesini beklermiş çünkü soğuktan biraz üşürmüş. Ama kar tanesinin sözleri onu etkilemiş.
“Demek ki kısa da sürse, anın tadını çıkarmalıyım…” demiş kendi kendine.
O gün Pofuduk karların üzerinde yuvarlanmış, minik kartopları yapmış ve ağaçların arasından neşeyle koşmuş. Her düşen kar tanesine el sallamış.
Güneş yavaşça yükselirken kar taneleri birer birer erimeye başlamış. Burnuna konan o ilk kar tanesi de parıldayıp kaybolmuş.
Pofuduk gökyüzüne bakmış ve fısıldamış:
“Teşekkür ederim küçük kar tanesi. Bana mutluluğun sırrını öğrettin.”
O günden sonra Pofuduk, sadece kışı değil, her mevsimi sevmiş. Çünkü biliyormuş ki her an, tıpkı bir kar tanesi gibi, çok özelmiş.
Ve o gece Pofuduk, yumuşacık yuvasında sıcacık bir uykuya dalmış…
Masal burada bitmiş, rüyalar başlamış.